top of page
  • Tahir Özakkaş

Hipnoterapi

Hipnoterapi Konferansı

Askeri Müze İstanbul – Natürel 2002

Uz.Dr. Tahir Özakkaş

Hipnoterapi
Hipnoterapi

Böyle bahar gibi bir günde bu salona gelip beni dinlemek için buraya geldiğiniz için hepinize tekrar teşekkür ederim. Tabi bahsedeceğim konu içerik itibariyle çok geniş. Dolayısıyla bir saat gibi bir sürenin içine yerleştirilmesi oldukça zor. Ama ana hatlarıyla bu konuyu yerleştirip anlatmaya çalışacağım.Biraz daha tartışmaya vakit bırakmak açısından anlatım kısmını kısa keseceğim.Sizlerden alacağım bilgiler perspektifinde de genişletmeye çalışacağım.

“Hipnoz nedir?” diye başlayabiliriz. İnsanın üç değişik şuur hali var;Birincisi şu anda içinde yaşadığımız uyanıklık hali, farkındalık düzeyimizin olduğu şuurlu ve bilinçli halimiz.İkincisi uyku hali.Üçüncüsü ise değişik şuur hali olarak isimlendirdiğimiz fakat bilimsel olarak bu gün detaylarını tam olarak bilemediğimiz farklı bir şuur hali. İşte bu farklı şuur halini; hipnoz, trans, meditasyon vs onlarca farklı isim olarak isimlendirebiliriz.

Fizyolojik olarak beyinde meydana gelen süreç ise hep aynıdır. Hipnoz, belki insanlığın başlangıç tarihinden itibaren var ve biliniyor. İzah edilemediği dönemlerde, fizyolojik yapısının açığa çıkarılamadığı dönemlerde büyü ile, sihir ile, şamanizm ile,din ile ilişkilendirilmiştir. Gizemli bir gücün , tılsımlı bir gücün insanlara hakim olması olarak belirtilmiş ve korkulmuştur. Özellikle geçmiş dönemlerde din ve bilim birbirine karışmışken, şamanlar onu kendilerinde ilahi bir güç ve kudretin kullanımı olarak görmüşler ve insanlar üzerinde , toplumlar üzerinde etki kurmuşlardır.

Fakat bilim geliştikçe, hipnozun her insanın beyninin bir fonksiyonu olduğu tespit edilmiştir. Beyne belirli şekillerde uyaranlar verilirse, bu stimuluslara bağlı olarak uyku ve uyanıklık hali dışındaki üçüncü bir halle karşı karşıya geliyoruz. 1930’larda, 1940’larda başlayan batıdaki araştırmalar hipnoz ve trans olayını laboratuvara sokmuştur.Laboratuvarda çok detaylı araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalar perspektifinde kişiliklerin, kimliklerin, rahatsızlıkların hipnotik transa yatkınlıklarını belirleyen çalışmalar yapılmıştır.Daha sonra bunun insanın ruh sağlığı veya beden sağlığında kullanılıp kullanılamayacağıyla ilgili bilimsel araştırmalara yönelmişlerdir.Biz geçmişten biliyoruz ki,hipnotik trans halleri veya benzer haller şifa amacıyla yüzyıllarca kullanıla gelmektedir. Bunu Mısır’da görmekteyiz. Hint kültüründe görmekteyiz. Eski kültürlerin hemen hepsinde müşahade etmekteyiz.

Tabi bu bilimsel çalışmalar belirli bir seviyeye geldikten sonra, başlangıcını İngiltere ve Amerika’nın yapmış olduğu 1950’li yıllarda, tıp teşekkülleri hipnozun tıpta kullanılacağına dair onay vermişler ve bu konuyla ilgili yasal düzenlemeler yapmışlardır. 1950’li yıllarda kimlerin hipnozu yapacağı, nasıl yapacağı ve nerelerde kullanılacağına dair bilgiler geliştirilmiştir.

Bu çalışmaların ötesinde hipnozu bu şekilde ele aldıktan sonra hipnoz direkt olarak terapi amaçlı kullanılabilmektedir.

“Terapi ne demektir?” Tedavi etmek. “Neyi?” Rahatsızlığı olan bireyi tedavi etmektir. Hipnozu önce iki alanda kullanıma ayırabiliriz. Birincisi tıpta terapi amaçlı kullanmak, ikincisi tıp dışı alanlarda bireyin kişiliğinin ve bir takım becerilerinin geliştirilmesiyle ilgili olarak kullanmak olarak adlandırabiliriz. Tıp dışına kısaca şöyle bir bakış atarsak özellikle Sovyetler Birliği döneminde bireysel sporlardaki sporcuların spor alanlarında kendi konsantrasyonlarını arttırmak amacıyla kullanıldığını ve spesifik olarak bunun uygulandığını görüyoruz. İkinci olarak sanatsal yaratıcılığın aktivitesinde kullanılıyor. Bu müzik olabilir, beste olabilir, resim olabilir, heykel olabilir. Muhtelif sanat alanlarında içsel dünyanın zenginliklerini yüzeye çıkarmak amacıyla hem ototrans hem heterotrans dediğimiz trans perspektifinde yaratıcılığı arttırmakta kullanılır. Diğer taraftan çalışma gücünü arttırmak, belirli bir olaya veya konuya odaklanmak ve konsantrasyon kabiliyetini arttırmak perspektifinde kullanılıyor.

Bugün dünyada bir çok trans yöntemleri var.Bu yöntemlerin hemen hemen hepsi beyinde belirli etkilere sahip, yani aynı etkilere sahip.Bunlara farklı farklı isimler versek bile farklı yollardan aynı noktaya ulaştığımızı görürüz. Bir insanın yaratılıştan gelen, genetikten gelen kapasitesinin üzerine çıkmak mümkün değildir. Bu reel bir gerçektir. Fakat kapasiteyi maksimal kullanmak için düşüncenin, konsantrasyonun ve diğer yapıların belirli bir alanda teksif olması, odaklanması gerekmektedir. İşte bu trans yöntemleri kişinin hedeflemiş olduğu konuya odaklanmayı temin eden içsel bir denetim mekanizmasıdır.

Tıp dışında bu tip kullanım alanlarını kısaca belirledikten sonra tıpta kullanımına bakalım. Tıpta kullanımı, biliyorsunuz çeşitli bilimleri ihtiva ediyor.Tıp doktorluğu perspektifinde bu olayı değerlendirecek olursam ki; tıbbın içinde diş hekimliği ve diğer alanlarda kullanımı oldukça yaygın ve önemli olduğunu biliyorum. Tıp iki ana bilimden ibarettir: dahili bilimler ve cerrahi bilimler .Hem dahili bilimlerde, hem cerrahi bilimlerde hipnozun yüzlerce yıldır kullanıldığını biliyoruz.

Cerrahi alanda nerede kullanılıyor? Analjezi ve anestezi etkisi dediğimiz yani insanın ağrısının ortadan kaldırılması ve vücudun uyuşmasıyla ilintili olarak, bedenle ruhun bir nevi bağlantısının kesilmesine yönelik çalışmalar. Eskiden biliyorsunuz narkoz yoktu. Özellikle Uzakdoğu’da veya Hindistan’da narkozun yeni yeni geliştiği dönemlerde hipnozu keşfeden bit takım cerrahlar hipnoz vasıtasıyla anpütasyon yapmışlar , yani ayak kesmişler, kol kesmesi yapmışlar , bir takım büyük kistleri hipnoz vasıtasıyla çıkarmışlar , ameliyat yapmışlar, küçük operasyon yapmışlardır.

Daha sonraki dönemlerde ise anestezinin gelişmesiyle, hipnozun bu şekilde kullanılmasına gerek kalmamıştır. Çünkü anestezi çok kısa süre içersinde etki eden bir etki sağlamıştır. Ama anestezik maddeye, alerjik etkisi olan bünyeler için , alternatif bir kurtuluş yolu olarak da durmaktadır. Cerrahide kullanılmasına bir örnek vereyim; Yanık hastalarının pansumanları çok zor ve zahmetlidir, dolayısıyla çok ağrılıdır. Bu hastalara yüksek derecede çeşitli ilaçlar veremezsiniz. Çünkü yanığa bağlı bir çok madde, karaciğerde ve böbreklerde, atılma konusunda sıkıntı içermektedir ve uzun süreli bir tedavi periyodu gerektirir.İşte yatkın olan bireylerde hem ototrans veya başkası tarafından yapılan hipnoz çalışmalarıyla rahat ve ağrısız bir şekilde pansumanlar yapılmaktadır.Daha modern çağa yaklaşalım.Panik atak çok yaygın bildiğimiz bir hastalık ve bir çoğumuzun başından geçmiştir Bir takım rahatsızlıklarımız perspektifinde tomografi istenmiştir,emar istenmiştir.Bu tomografi cihazı bir tünele benzer.böyle bir alana vücudumuzu sokmamızdır.Dar yerde kalma korkusu olan bireylerin bu tomografi cihazına giremediği görülmektedir ve yurt dışında yapılan yayınlarda son on yıl içersinde sadece radyoloji için yani o cihazın içersine girmeyi temin etmek yönünden hastalar öncelikli bir ototrans ve hipnoz çalışması yaparak bu korkular ortadan kaldırılmakta ve oraya girilmekte ve başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Teknoloji geliştikçe ihtiyaçlar değişmekte ve böyle bir yapı ortaya çıkmaktadır.Ben dahili branşlara geçecek olursam ,çocuk hastalıklarında, çocukların işeme sorunlarında, parmak emmelerinde, davranış bozukluklarında vs. dahili hastalıklarda strese bağlı olarak ortaya çıkabilecek lisansiyel hipertansiyon tansiyon yüksekliğine ateres higlorusun heyecanın sürüklediği hem troid hem şeker gibi hormonal fonksiyonlara bağlı rahatsızlıkların belirli bazda kontrol altına alınmasıyla ilgili olarak kullanıldığını görüyoruz. Buradan ben daha spesialize bir alana geçecek olursam; Psikiyatri, hipnozun esas incelediği alan psikiyatri ve psikoloji diyebiliriz.Tabi burada da iki perspektifte değerlendirebiliriz bu konuyu. Birincisi; insanın mental yapısını anlamak için çok müthiş bir araç olan hipnoz ve hipnotik transtan yararlanırız.yani bir tedavi amaçlı değil insanın nasıl bir varlık olduğunu içsel dünyasını keşfe giden bir keşşaf gibi o konuda bize çok ayrıntılı bilemediğimiz dünyanın ayrıntılarını vermektedir , açmaktadır.zaten psikiyatri biliminin bu günkü dinamik anlamda kurucusu olan Freud’un hayat hikayesine bakarsak çok katı bir nörolog olan Freud seyretmiş olduğu bir hipnotik trans seansından sonra hayretlere düşmüştür ve insanın kontrol edemediği bir beyin alanının, zihin alanının olduğu olduğunu fark etmiş, nörolojiyi bırakmış psikiyatriye yönelmiştir.Psikiyatriye yönelerek ilk başta yapmış olduğu çalışmalarda hipnotik trans sayesinde bilinç ve bilinç dışı kavramları ilk degosperimo kavramlarını keşfetmiş savunma düzeneklerini keşfetmiş daha sonra her bireyle hipnotik transın yapılamaması ve hipnotik transın zahmetli olması gibi bir takım negatif unsurlardan yola çıkarak her yerde kullanılabilecek serbest çağrışım metodu geliştirmiştir.Freud’un açmış olduğu bu yolun hemen arkasından ise onun takipçileri çok daha geniş bir şekilde insan beyninin, insan kimliğinin kişiliğinin gelişimini incelemişlerdir.İşte hipnoz burada bu çalışmalarla bir eklektik bütün içersinde devam etmiştir.Şimdi psikiyatr perspektifinde olaylara bakacak olursak bu gün psikiyatr konseptiple terapi için dört ekol görürsünüz.Birinci ekol insanın davranışlarını ele alan dıştan gözlemlediği davranışlara göre bir değişim programı öngören ekol.Bunun kaynağını Pawel’de görüyoruz. İvan Pawwel köpekler üzerinde yapmış olduğu çalışmalarda koşullu şartlandırma dediğimiz fenomeni keşfetmiştir.İnsan da hayvanın bir benzeriyse ,insanın davranışları daha karmaşık, pavotik olmasına rağmen bunlarında koşullu şartlandırmalar perspektifinde oluştuğuna inanılmış. Eğer kişiyi rahatsız eden, huzursuz eden bir takım davranış modları ve kalıpları varsa bunlar da aynı koşullu şartlandırma yöntemiyle değiştirilebileceğine inanmıştır. İşte bu ekolden davranışçı ekol dediğimiz ekol çıktı.insanların rahatsızlıklarını hangi tür davranışçı terapi teknikleriyle düzeltilebileceğine ilişkin programlar yapılmıştır.İkinci grup hoginkçiler yani bilgi işleme sürecini ele alan arkadaşlarımız , bilim adamları.Bunlar da demişler ki siz insanı hayvana benzetemezsiniz. Koşullu şartlandırmayla aynı ortamlarda hayvanlar aynı cevapları verir.Ama insanlar aynı ortamda etkilendikleri aynı olaya farklı cevaplar vermektedirler.Bu nedenle davranışçı ve koşullu şartlandırmayı siz her alanda uygulayamazsınız.belirli bir alana münhasır kalır.Burada bir sarsıntı olsa, deprem olsa (Allah korusun),buradaki arkadaşların her birisinin tepkisi farklı olacaktır.Çünkü biz insanız.İnsan dediğiniz zaman düşünce devreye girer. Yani geçmişten hafıza birikimlerinizden bu güne gelen zihinsel süreçlerimizde önceliklerimiz farklıdır.dolayısıyla olayı yorumlama ve kavrama yeteneğimizde farklıdır.Burada da Konfüçyüs insanda bilgi işleme sürecinde bir takım hatalı yorumlamalar var insan beyninde Kimi korkuyor kimi endişe duyuyor,kimi cesaretleniyor. Kiminin geçmişten, kiminin gelecekten beklentileri var. Bu perspektifte kozmütif çarpıtmalara girmediğiniz ve onların iç görünüşünü sağlamadığınız müddetçe siz insanları tedavi edemezsiniz.Bakıyoruz,onlarda haklılar. Bir çok alanda kon pıtır stratejiler geliştiriliyor.Bilinç dışı afonksiyonel şemaların çözümüne yöneliyorlar ve gayet başarılı tedaviler yapıyorlar.

Üçüncü gurupta dinamikçiler geliyor. Bunların başında Freud’un klasik analitik yöntem ve ondan sonra türeyen nesne ilişkileri egosterik self vs şeklindeki okulların yapmış oldukları dinamik yani insanı kesitsel olarak inceleyemezsiniz. Bugünden alamazsınız. İnsan temelden gelen, yani çocukluğundan gelen bir yapı itibariyle çok dinamik bir yapı içersindedir.Ana şablonlarımız çocukluğunda aile içersinde aldığınız şablonlardır.Bu şablonlar genelde değişmez.Kimimiz içe kapanık,kimimiz cesur, kimimiz korkak, kimimiz şüpheci, kimimiz davranış bozukluğu içersinde olan bireyler…Bu yapı ilk beş yıl içersinde şekillenmekte.Daha sonra ise biz,bunun içersine materyal doldurmaktayız. Ne gibi? Eğitimdir kültürdür,paradır zenginliktir,diplomadır vs. Ama olaylara bakış tarzımızdaki şablonlar değişmemektedir.Dinamikçiler; bunlar da bu yapı içersinde değerlendiriyor.Bakıyoruz ,klinik uygulamalarımızda bunlar da çok haklılar.Çünkü davranış yöntemleriyle tedavi ettiğimiz hastalar bir müddet sonra tıkanıyor ve tedavi olmuyor.Onlara kornitif ekliyoruz. Kornitifle tedavi ediyoruz. Bir kısmı çözülüyor, bir kısmı çözülmüyor. Onlara dinamik yaklaşıyoruz.Dinamik perspektifle baktığımız zaman çözülüyor.Ama hala halinde problemlerini çözemediğimiz bir takım hastalıklar var.Rahatsızlıkları olan arkadaşlar var. Bunlar da en son varoluşçu dediğimiz perspektifte olayı değerlendiriyoruz. Ezistanyelist felsefeyle bakıyoruz bunlara da Egistanyelistlerin dört temel soruya cevabı vardır.Bu sorularla ilişkili içsel çatışmalarını açığa çıkarmaya yönelik,bir gayretin peşine düşüyor. Böyle müteselsil bir yapı.Peki hipnoz bunun neresinde?Hipnoz kendi başına tedavi etkisi olmayan bir araçtır.Yani insan beyninin bilemediğimiz sahalarına girmek için şifreleri ve kodları ihtiva eden bir araçtır. Bu araç çeşitli psikiyatrik yöntemler ve tekniklerle eklektik bir şekilde birleştirilerek tedavi programı yapılabilmektedir.Burada kastedilen şey radikal bir tedavidir.Ama radikal tedavinin ötesinde septomatik tedavi dediğimiz bir tedavi yöntemi vardır.Bu neye benzer?Çocuğumuzun ateşi var,biz bir aspirin verdiğimiz zaman,ateşini düşürürüz. Bu çocuğu tedavi etmek anlamına mı geliyor?Hayır.Biz sadece içteki enfeksiyonu bize alarm olarak belirten ateş faktörünü ortadan kaldırıyoruz hastalık yine semptom dediğimiz psikolojik hastalıklarda belirtilerde, içsel çatışmaların dışa yansıma sayımları, işaretleridir.Ne gibi?İşte kalabalık mekanlarda bulunamamak,dar alanlara girememek köprülerden geçememek , gece yalnız başına kalamamak ,veya cinsel fonksiyonel bozukluklar veya duygulanım bozuklukları.Bunlar içteki bir takım çatışmaların dışa yansımış olan uzantılarıdır.Hipnoz burada eğer septomatik amaçlı kullanılacaksa , aspirin gibi,direkt olarak işe yarıyor.Hiçbir tedavi programına gerek kalmadan .Mesela ben yaptığım uygulamalarda bulantı kusma şikayetiyle gelen hastamın, fiziksel herhangi bir problemi olmadığını , klinik muayenede anlayıp bunun psikolojik bir savunma mekanizması olduğuna karar verdiysem ve benim de detaylı olarak bu hastalığı incelemeyi, araştırmayı ve hastanın buna vakti yoksa ben ne yapıyorum?Direkt olarak semptom baskılama dediğimiz hipnotik transı kullanarak bilinç altına bulantı ve kusma olmayacak diye.Bu şuna benzer ; çocuk havale geçirmesin diye direkt olarak ateş kesici bir şurubu veya aspirini verilmesi ve ileri bir zamana tedavinin ertelenmesi gibi düşünülebilir. Bunu ben hastamla paylaşıyorum.Bu yaptığımız şey semptom baskılımıdır.Kendini iyi hissedeceksin , bu problem ortadan kalkacak ama bir başka anlamda bir başka şekilde kendini gösterecek.Bun semptom baskılama diyoruz. İkinci uygulayabildiğimiz yani bir tedavi programıyla birleştirmeden uygulayabildiğimiz şey semptom değiştirme. Şimdi insan beyni kimliğimiz veya kişiliğimiz veya semptomlama o kadar müthiş bir dizayn içersinde dizayn edilmiş ki bu semptom arkadaki müthiş hikayeyi anlatıyor aslında hasta bize geldiğinde .O semptomdan hasta rahatsız.O semptomun nedeniyle mesleğini icra edemez hale geliyor.O semptomun nedeniyle sosyalliği ortada kalkıyor.Mesela ben bu hafta aldığım bir hastamı diyeyim.Bu arkadaşımızın terleme şikayeti var.Fakat konumu itibariyle çok sosyal aktivitelerin içinde bulunması, kokteyllere katılması,çeşitli programlarda konuşmacı olarak veya yönetici olarak bulunması gerekiyor.Ama bu terleme kaygısı nedeniyle büyük bir performans anksiyetesi çekiyor ve bundan çok şiddetli muzdarip ve toplantıların hepsini ertelemek ve yapması gerekeni yapamayacak duruma geliyor. Burada ilk başta semptom değiştirme uygulayabiliriz veya semptom baskılama uygulayabiliriz.Semptom baskılama uyguladığımızda hemen kısa süre içersinde daha ciddi farklı bir semptom çıkacağını biliyorum. Terlemesi belki duracak ama ardından insanlarla yüz yüze gelememek gibi veya konuşamamak gibi veya kekemelik gibi çeşitli şekillerde , veya idrarını tutamayacağım korkusu, gazımı tutamayacağım korkusu gibi çok basit korkularla hayatını zindan etme gibi olaylarla karşı karşıya gelebiliyor. İşte bu durumda semptom değiştirme dediğimiz şey içsel olarak kişinin kaygısına eşdeğer bir başka semptomla değiştirmeyi yapıyoruz.Mesela bu bulantı kusmayla ilgili bir hanım hastam var benim yıllar önce gördüğüm .İki çocuğunu bir kum kamyonunun altında kumun boşaltılması sonucu kaybetmişti.Kendisini yıllardır suçluyordu . Sen katilsin, çocuklarına baksaydın karşı inşaatta bir kum kamyonu altında kalmazdı. İkiz evladını. Ve sekiz yıldır bulantı kusma şikayetleri vardı.Gastroentoloji kliniklerinde bir çok işlem yapılmış, endoskopi yapılmış fakat tedavi edilememiş. Çünkü organik bir problem yok.Biz bunu sadece bir suçluluk duygusundan dolayı kendisine yemeyi haram etme anlamında bir kültür perspektifinde ortaya çıktığını gördük. Bu hastamıza hem semptom bastırma hem değiştirme perspektifinde bir program uyguladık. Problem ve sıkıntıları veya suçluluk duygularını paylaştığında sağ ayak parmağında bir kaşıntı olacak şekilde ifade ettik. Ertesi hafta bize geldiğinde hastamız:”Doktor bey sağ olun,hiç bulantı kusmam kalmadı, yıllardır ilk defa doğru dürüst yemek yedim. Size şükranlarımı arz ediyorum.”şeklinde bir teşekkür etmişti.Fakat dönüşte şöyle bir cümle sarf etti. Son günlerde ayağım kaşınıyor acaba mantar mı oldu. Şeklinde ilginç bir tespitte bulunmuştu. Bu tip semptom değiştirme dediğimiz olayda hipnozu direkt olarak uygulayabildiğimiz yer üçüncü alanda ise hipnozun bir araç olarak kullanılıp diğer tedavi teknikleriyle birleştirilmesi söz konusudur. Bu tedavi teknikleri işte davranışçı, koz motif dinamik veya varoluşçu bu tedavi tekniklerinin hepsiyle psikiyatrik anlamda hipnoz birleştirilmektedir. Burada tedavinin etkisi artmakta şartlandırmanın gücü yoğunlaşmakta telkin alabilme kavsi yeti yücelmektedir. Ben bireysel olarak daha çok tercih ettiğim (bunların hepsini geçmişte uyguladım) ama son altı yıldır özellikle spesialize olduğum şey kişilik analizleri ve dinamik terapi perspektifinin iç görü yönelimi dinamik terapi dediğimiz bir bakış tarzıyla hastalarımıza bilinç dışındaki çatışmaları orta seviyedeki bir hipnotik trans vasıtasıyla açığa çıkarıp yüzleştirmek ona karşı ego güçlerini savaşa davet edip kazanmalarını temin etmek bu perspektifte hipnozdan çok yararlanmaktayım ve uygun olan hastalarıma uygulamaktayım. Tabi hipnotik trans deyince , hipnotik trans herkeste uygulanmaz. Yüzde yirmi beş insan hipnoza girmiyor. Yüzde yetmiş beş insan giriyor. Bu yüzde yetmiş beşin, yüzde yirmi beşi de derin giriyor.Yüzde elli kısımda orta ve hafif düzeyde hipnotik transa giriyor.Bizim tedavimizde orta seviyedeki bir hipnotik trans yeterli olmaktadır.Nedir orta seviyedeki bir hipnotik trans? Vücudun paralize olduğu, uyuştuğu kontrolün motor koordinasyonunun kaybolduğu hareket edemediği bir halde zihnin hem rüya aleminde hem bu dünyada olduğu bir nevi uykuya girerken hissettiğimiz veya uykuda rüya görürken ego kontrolü güçlü olan bireylerin rüyada olduğunu bilirler rüyayı kontrol ederler, bu bir rüya şunu da şöyle yapalım şeklinde bir yönlendirme yaparlar.Bir nevi ohal diyebilirsiniz.Doktorun odasını biliyor ama şu doktorda karışmasa ya ne güzel şurada baharı seyrediyorum,denizde yüzüyorum,ne güzel keyif alıyorum.İkide birde doktor müdahale ediyor ,ne görüyorsun ?ne yapıyorsun?ne var orada? İşte bu hal orta seviyede temin edilebilen bir haldir.Derin transta ise şuur ortadan kalkıyor, yani bilinçli kimlik dediğimiz kimlik ortadan kalkıyor. Direkt olarak bilinçdışı kimliğe ulaşıyoruz.Bu kimliğe ulaştığımızda bir takım hastalarda bize bilgiler veriliyor;İşte çocukluk travmaları olabilir, iç çatışmalar olabilir veya duygusal olarak yas reaksiyonları olabilir.İşte mesela aklıma gelen bir hemşire hanımla yaptığım çalışmada derin transa girdi , çok yatkınmış, birkaç telkinden sonra derin transa girer girmez müthiş bir ağlama krizi başladı.Biz buna katarniş veya obriyakşin diyoruz. Veya duygusal dolmuşluğun fırsatı bulur bulmaz boşalması ve rahatlamasıdır.Hiçbir şey yapmıyorsunuz o abriyakşini yaşadıktan sonra hastayı transtan çıkarıyorsunuz.Hasta şöyle diyor:Yeniden doğmuş gibiyim ,tüy gibi hafifim ve çok rahatım.Hiçbir şey yapmadık biz.Sadece sadece içerde birikmiş olanı, ben bunu düdüklü tencere içersinde oluşmuş olan basıncın, bir tahliye sibobuyla dışarıya alınması olarak nitelendiriyorum.Genel hatlarıyla benim terapi konusunda söylemek istediklerim bunlar. Konunun sıkıcı olmaması açısından böyle teorik bilgilere boğulmaması açısından başta da belirttiğim gibi böyle biraz interaktif bir sürecin içine girip soru cevap şeklinde ilgilendiğim alanlarla ilgili olarak bilgi vermek isterim. Evet soru varsa alayım.

_İki uçlu mizaç bozukluğunun tedavisinde hipnoterapi kullanılıyor mu?

İki uçlu mizaç bozukluğu organik bir hastalıktır.Yani beyin biyokimyasını ilgilendiren bir hastalıktır.Bunun tedavisi mutlak olarak ilaçlarla yapılır, ama sekonder olarak yani ikincil olarak kişinin hastalığını tanıması, hastalığına karşı direnç geliştirmesi ve hastalığı oluşturan pirevizman faktörler diyoruz yani kolaylaştırıcı etkenleri ortadan kaldırmaya yönelik hipnozdan yararlanılabilir.Nedir mesela? Aşırı strese girdiğin zaman bir depresif atak veya bir manik atak başlasa bu strese veya sıkıntıya girilmesini kendi kendine oto kontrol sistemleriyle, oto relaktasyon , oto hipnoz sistemleriyle yapabilir.Bu tip hastalara mesela ilaçlarını veriyoruz.Normal medikal terapilerini sürdürürken, egzersizler öneriyoruz onlara , oto transı öğretiyoruz. Oto hipnozla rahatlama gevşeme içsel dinamiklerine yönelme imkanı buluyor.O anlamda kullanıyoruz yoksa direkt olarak ripolar bozuklukta yeri yoktur.

_ Hipnozun alerjiye bir faydası var mıdır?Tedavisi var mı?

Var.Belki bundan başta bahsetmem gerekiyordu.Alerjik hastalıkların bir çoğu tam olarak ne oldukları bilinmeyen hastalıklardır.Birtakım süreçler biliniyor ama bunun tetikleyici mekanizmalarının neler olduğu konusunda tıpta bir soru işareti var. Sonuçta bir stres faktörü öne getirilip dayandırılıyor.Stresöl faktörler alerjik rahatsızlıkları başlatan faktör diye anılıyor.Yani uzağa gitmeye gerek yok. Hepimizin hayatında sıkıntıya girdiğimizde derimizin kaşınması nefesimizin daralması, bir takım krizler yaşamamız gibi alerjik bir takım etkenler hepimizde olmuştur.Halk arasında ürtiker olarak bildiğimiz rahatsızlık genellikle bir tartışmadan, bir kavgadan sonra ortaya çıkabilir.Aynı zamanda bunların alerjel maddelere bağlı olarak ortaya çıkması söz konusudur. Biz psişik stimulusa bağlı ortaya çıkan alerjel veya alerjik hastalıklarda hipnozun çok yararlı olduğunu biliyoruz ve uyguluyoruz.

_Buna sedef de dahil mi?

Sedef de dahil fakat sedef dirençli bir rahatsızlıktır.İşte burada semptom ve yapı dediğimiz şey devreye giriyor.Semptom bir saymdır, bir işarettir.Sedef rahatsızlığı da benim kanaatim içsel çatışmaların biyolojik olarak yatkın olan bir alanda kendini patlatmasıdır.İçsel çatışmalar kendini biyolojik olarak yatkın olan derideki o bozuklukla ifade edip ortaya çıkıyor.Semptom baskılama süreciyle bunu düzeltmek olabiliyor belirli bir miktar düzeltmek tam olarak ortadan kalkmıyor ama bir kişilik analiziyle bir kimlik terapisiyle birlikte yapıldığında düzelebiliyor.Bu konu ile ilgili literatürde var, dünya da çalışmalara var.Stres çok etken bir sebep Şimdi tabi burada ben biyolojik yatkınlık şeyini açıklamak isterim. Bende şeker hastalığı var.Şu anda açığa çıkmadı.Babamda vardı.Ben stresör faktörlerin etkisi altına girersem şeker hastalığım aktive oluyor.Benim ailemde sedefe yönelik deride genetik şifrelerimde bir takım yatkınlıklar varsa onlar çevre faktörleri kontrol altına alındığı süre içersinde hiçbir problem çıkmıyor.Kişilik ve çevre faktörleri .Ama çevre faktörlerinin kişilik faktörlerini onu ortaya çıkaracak şekilde manipüle ederseniz hastalık ortaya çıkıyor.

Hipnozdan çıkaramadığınız bir zaman olmuyor mu_ Mesela sedefte bir hastayı hipnoz ediyorsunuz. Hipnozdan çıkaramadığınız bir zaman olmuyor mu?Bu birinci sorum.Bu durumda ne gibi teknikler uyguluyorsunuz?Tehlikeleri var mı?İkincisi de şizofrenik hastalarda hipnoz uygulanabiliyor mu?Ne dereceye kadar?

Hipnozdan çıkamama diye bir şey söz konusu değildir.Bu mümkün değildir, çünkü insanın iradi mekanizmaları perspektifinde böyle üst bir yönetim merkezi vardır adını koyamadığım. Her şeyi söylüyor aslında, olan biteni gözlüyor. Farklı bir şuur.İsimlendiremiyorum ama bununla ilgili yıllardır deneyler yaptım.Bir hasta siz çıktıktan bir saat sonra kendiliğinden banttan çıkıyor.Bazı hastalar hipnozdan çıkmadılar.Yirmi yıllık klinik deneyimimde çıkmama nedeni şu gerçek dünya korkutuyor, bırak burada kalayım diyor,çok hoş burası çünkü orayı canlı yaşıyor, aktif yaşıyor. Biz ikna ediyoruz, dil döküyoruz; Bu dünya çok güzeldir,senden vergi almayacağız vs. diyoruz.İkinci soruya gelince; Şizofrenlerin hipnoza alınması doğru değildir, kontrendikedir, yasaktır aslında.Çünkü şizofren demek bir nevi kişilik yarılması demek olan beyindeki bilinç dışı bir takım süreçleri gerçekmiş gibi algılayan egonun kontrol mekanizmalarını kuramayan birey demektir.Siz bu bireye birde bilinç dışında zaten zor bastırdığı bir takım düşünceler kaotik yapıları açma şeklinde bir sürece sokarsanız hastalığı alevlendirir, yeni bir atağın başlamasına neden olabilirsiniz. Ciddi bir handikaptır bu.Hipnotik transa girer girmez bir kere ego savunma mekanizmaları kalkıyor, kalktığı için zaten onları zor bastırıyordu hasta .Biraz önceki hemşire örneğinde olduğu gibi daha transa girer girmez içerdeki birikmiş enerji patladı..On beş dakika süren bir ağlama krizi yaşandı. İşte bu tip hipnozun kontrendike olduğu hallerden birisi mesela latent homoseksüelliktir.Latent homoseksüel egotistoniktir. Yani egosuyla barışık değildir, böyle bir kimlik kabullenmemektedir.Ama bilinç dışında bu tip eğilimlere yönelimleri vardır. Ego , süper ego kavramları bilinç dışında bu isteklerle çelişmektedir.Biz o hastayı klinik muayene yaptığımız zaman latent homoseksüel olup olmadığını algılayabiliriz.O kişiyi biz hipnotik transa aldığımızda ilk çıkan bilgiler bu istek ve arzulardır.Kendisine böyle istek ve arzularını duygusal olarak ve gerçek manada bilgi olarak değil duygusal olarak hissettiğinde hemen intihara yönelmektedir.Böyle riskli yapılar da vardır.Mesela paranoid bozuklukta aynı şekilde hipnotik trans yapmak doğru değildir.

_bundan dolayı herkes uygulayamaz bunu değil mi ?

Tabi

_Yüzde yirmi beş hipnoza girmiyor dediniz.Ben kendimden biliyorum, ben de hipnoza girmiyorum Bazı kişilerin hipnoza girmeme nedenleri ne?

Şimdi aslında herkes hipnoza girer, benim kanaatim.Genel istatiksel bilgi verdim.Bazı bireylerde korunma bariyerleri var. Bunlar obsesif kompülsif psikoz kişilik yapısı dediğimiz yapılar.Bu yapılar kontrol sisteminin aşırı olduğu yapılardır.İçeri giren düşünce ve dışarı çıkan her düşünce sekiz kontrol kapısından geçer. Sekiz burada örnek olarak verdiğim bir şey. Bu kapıdan geçtiği için dışarıya karşı güvensizlik vardır.İç dünyada saklanan bir yapı. Doktor bunları aşıp iç dünyayı açma, iç dünyaya girme, mahrem olan bilgileri alma korkusu nedeniyle direnç geliştirmekteler.Birinci yapı obsesif kompülsif kişilik yapısında bunu görüyoruz. Eğer bu güven duygusu hekime hasta arasında onaylanırsa iş birliğine yönelirse bu problem aşılıyor.İkinci olarak direniş mekanizması dediğimiz bir mekanizma var.Hipnotik transı iki kimliğin savaşı olarak algılıyor.Bilinç dışı yapı yani bilinç kimlik Zaten transa girmek istiyorsunuz ama bilinç dışı kimlik diyor ki; Bu bir savaştır,gücünü ortaya koy,sakın ha doktora yenilme.Doktora yenilirsen onun etkisi altında kalacaksın, zavallı ve acınacak duruma düşeceksin.O halde sen diren perspektifinde içsel emir geliyor. İşte burada da bir kişilik mücadelesi ortaya çıkıyor. Bu kişilik mücadelesini ortadan kaldırıp bir terapi süreci işlettikten sonra bu direnci yok edersiniz, tedaviye veya hipnotik transa göre belirlersiniz.Ayrıca hipnotik transa girmek bir sanatsal yetenek bir beceri gibidir.Bazı insanlar doğuştan buna yeteneklidir.Bazıları az yeteneklidir ama az yetenekli insanlar çok çalışmak suretiyle o aradaki farkı kapatabilir.Bisiklet sürmek gibi.Hiç birimiz anamızdan doğarken bisiklet sürmeyi bilmiyorduk. Ama kullana kullana düşe kalka Daha sonra rahat bisiklet kullanır hale geldik.Keza araba kullanmakta aynı şekilde Ama hala araba kullanamayan bir sürü insan var. Arabasını almıştır , ehliyeti de sipariş edilmiş gelmiştir fakat trafiğe çıkamamıştır.O kondinasyonu temin edememektedir. Bu da onun gibi. Onların üzerinde ciddi olarak çalışılırsa onlar da araba kullanır hale gelir yani hipnotik transa girebilir.Bazılarına gayret gerekiyor. Sabır varsa bu da mümkündür.

Hafif olan vakalarda veya arkasında çözümlenemeyecek bir şey bunu nasıl anlatayım Şimdi birtakım rahatsızlıklarda dinamik bir yapı vardır. Türevdir bu.Bu dinamik yapı çok eskilere giden çok ciddi bir büyük ana kütlenin aysberg gibi uç kısmıdır.Buna semptom baskılama uygulayamazsınız. Bir de bu olaya münhasıran şartlanma olarak meydana gelmiştir.Arkada dinamik bir yapı yoktur.Şöyle örnek vereyim:Delikanlı üniversite yıllarında lokantaya gidiyor, yemeğin içersinde böcek çıkıyor ve iğreniyor. Daha sonra her lokantaya gittiğinde yemekten böcek çıkacak diye lokantada yemek yiyemiyor. İleride bir devlet erkanı oluyor veya genel müdür oluyor veya değerli bir insan oluyor, hiç dışarıda hazırlanmış olan yemeği yiyemiyor, kokteyle gidemiyor.Biz biliyoruz ki bunun kaynağında dinamik bir yapı yok, bir koşullu şartlandırma var. Basit bir olaydır bu olay Biz o koşullu şarttan direk olarak semptom baskılama olarak uygulayabiliriz bir mahzuru yoktur.Ama arka planda o dinamik yapının uzantısı olan bir türev semptomsa bunu bir şekilde yaparsanız veya az önceki semptom değiştirdiğimde de yapılmış bir olay. Bunun değiştirilmesi mümkün değil çocukları vefat etmiş bunda bir miktar suçluluk duygusu da var. Olması da gereken bu zaten ama hayatını idame ettiremiyor daha .Hayatını idame ettirebilecek bir semptoma dönüştürüyoruzbunu ayrıştırıyoruz baştan

Peki yine vakaları seçerken yada uygulamadan önce özellikle nevrotik dediğimiz kategoriyi hastalarda pozitif yada negatif sendrom ağırlığı hipnozun başarısını belirler mi?

Nevrotik yapıda hipnotik trans daha kolaydır diğerlerine göre çok rahat girerler. Buda tabi güncel günü kurtarma yönünde yaklaşılan bir tedavi yöntemiyle kimliği ve kişiliği tamamen değiştirilen tedavi yönteminden farklıdır.Nevrotik birey bir çok şeyden şikayet eder çok kısa sürede hipnotik transla tedavi olur.Fakat kişiliği değişmediği müddetçe çok farklı alanlarda farklı problemlerle karşımıza gelir.Bunun gece yalnız kalma korkusu vardır bunu tedavi edersiniz , çok kısa süre içersinde evlenir, cinsel bozuklukla gelir, soğuklukla gelir, vajinusmusla gelir alerjik bir reaksiyonla gelir çok farklı alanlara kayabilir.Orada daha çok kişilik yönelimiyle ilgili bir terapi öngörebiliriz ama hastaya da alternatifleri söylüyoruz:şu şu alternatiflerin var bunlardan hangisini istersen biz uygulamaya hazırız ve verebiliriz diyoruz.

Ben başarı için hipnozun kullanılması yönünde bir soru sormak . Özellikle doğu bloğu ülkelerinde futbolcularında bunun kullanıldığından bahsettiniz ama daha sonraki yıllarda bu sporcularda bir takım kişilik bozukluklarının görüldüğünden belirli bir çoğu alkole yatkın olduğu sporu bıraktıktan sonra hayatları tamamen tersine döndü. Acaba başarı için hipnozun kullanılmasının yan etkileri var mı ve bunun sürekli olması mı gerekiyor?

Şöyle düşünün siz. Yeteneğim sizi dinlendirebilecek veya aktif katılım sağlayabilecek bir süreçteyse bir takım arkadaşlar kendilerinden geçtiler ve beni can kulağıyla dinliyorlar onların gözlerinden bunu algılıyorum. Ön yargısız mı bakıyorlar? Kilitlendiler.Anlamak ve algılamak istiyorlar yorumluyorlar dışarıdaki şu gelen şu sesi duymuyorlar hepiniz duyuyorsunuz şu anda.Transtasınız aslında Hipnotik trans bu aslında anlatabildim mi?bunu biz biraz daha laboratuar ortamında muayene hane ortamında daha steril yapıyoruz. Dışarıdaki sesi unutacak kadar kendimizden geçip doktorla işbirliği içine girebiliyorsak bu trans halidir veya bir derbi maçını izlerken böyle yoğun bir konsantrasyonda hanım içerden bağırıyor yemek hazır filan ben hiç duymuyorum ancak masaya vurunca yemekmiş diyorum bu bir trans halidir işte bu konsantre olma gücü başarıda çok önemli.Delikanlı bize geliyor, üniversiteye hazırlanacak . Hocam ders çalışamıyorum, yoğunlaşamıyorum, kitaplar önümde, yoğunlaşamıyorum ne oluyor? Zihni kız arkadaşına gidiyor, sinemaya gidiyor tiyatroya gidiyor . İşte orada konsantre olabilmek için o disiplini veriyoruz. Oto trans derken oto hipnoz derken başarıda motivasyonu artırmak derken istediği bir konuda iradesini güçlendirip oraya konsantre olabilme yeteneğini artırmak buda şifreleri daha kısa yoldan vermek. Ama kişinin iradesi istemezse yönelmezse bunu yapmak zaten mümkün değil Bu alanda her türlü başarıyı artırmakta kullanabiliriz. Sınırı kişinin yeteneklerini öteye geçemez.Bunun bir örneğini çalışmamda kendim için yaptım. Ben aynı zamanda siyasal bilgiler fakültesini bitirdim. İkisini aynı anda okudum tıpla siyasalı böyle kaçak göçek İstanbul siyasal bilgiler fakültesinde sınava gireceğim fakat hiç okumamışım.Asaf Savaş Atak beyin dersiydi.Böyle baba bir kitap dedi ne yapacaksın Tahir?Transa girdirdim kendi kendimi akşam beş sularında oturdum sırtı olmayan bir tabureye oturdum yaslanırsam uyurum diye Ve sabah sekize kadar o tabureden kalkmamak üzere ben o kitabı bitirdim.Ve gittim sekiz buçukta sınavım vardı sınava girdim, çok başarılı bir notla geçtim.Arkadaşlarım belki yüzde yetmiş beş kaldı o dersten.Burada sadece ben çok ciddi bir şartlandırma yapmıştım kendime tüm dış dünyadan bedensel ihtiyaçlarımdan uzak kaldım ve başardım ardından birçok yorgunluk bitkinlik fiziksel dinlenme ihtiyacı hissedildi. Demek ki insan irade eder yönelir bu mekanizmalarını kullanmayı bilirse çok başarılı bir şekilde hedefine ulaşabilmektedir.

-Kişi kendi kendisini geliştirebilir mi bu yaştan sonra yoksa mutlaka bir doktorun gözetimi mi lazım?

Geliştirebilir aslında. Bunu da neden söylüyorum, ben 1975 yılında hipnotik trans çalışmalarıma başladım. Benim üzerimde, üniversiteye başladığım sene bir arkadaş böyle bir deneme yaptı. Hipnoz diye bir şeyi ben hiç duymamıştım bu güne kadar ve o denemeden sonra hipnozu çok merak ettim. Hacettepe’deydim. Hacettepe tıp fakültesi kütüphanesine gittim ve deliler gibi araştırdım, bütün kitapları çıkardım ve okudum. Yeteri kadar kitap okuduktan sonra uygulamaya geçtim. Öğrenci arkadaşlarım da bu konuda çok meraklılar. Ben onlarla, deneme yanılma yöntemiyle trans yeteneğimi geliştirdim. Yani hipnozu hiç kimseden öğrenmedim. Kendi başıma kitaplar vasıtasıyla öğrendim. Ama klinik tecrübelerim perspektifinde de; çok geniş bir alanı, kendime has bir takım yöntemlerle geliştirdim. Kendime has bir takım yöntemlerle transa aldım ve oto trans çalışmasını da bu anlamda kendim geliştirdim. Hastalarımı da bu klinik tecrübelerimle, bilgilerimle, mantığımla yönlendirmeler yaptım. Onlara yardımcı oldum, tedavi etmeye çalıştım.

Burada yapabileceğiniz bir örnek olabilir mi? Bazı kişilere transa girmek için belli hareketler yaptırılır, o hareketleri yaptığı an, o an o kişinin transa girip girmeyeceği belli olur.

-Böyle bir örnek alabilir misiniz? Bizlerde görebilelim.

-Ne amaçla?

Şimdi sohbetlerde hekim arkadaşlarımızın dışarıda bu tip gösteriler yapması yasaklanı. Ben pratik olarak bunu kendi meslek gruplarımın içerisinde zaten eğitimini de veriyorum. Yardımcı oluyorum.

Bir takım kişilik özellikleri hipnoza yatkındır. Şu anda ben sadece arkadaşlara şunu söyleyebilirim beni can kulağıyla dinleyip kendinden geçebiliyorlar, içsemve dışarıdaki faktörlerden uzaklaşabiliyorlarsa bu arkadaşlarımın hepsi hipnoza yatkındır. Yok benimle konsantre olamayanlar dışarıdaki gürültü onları etkiliyor kendisi bir takım faturayı yatırmadılar bir takım faktörler kendisini rahatsız ediyorsa bu arkadaşlarımın transa girmesi daha zor.Televizyonlarda , şovlarda izlemiş olduğum bir takım hareketlerle bir el çırpmalarla hipnoza girmek gibi bir şey söz konusu değildir. Bunlar ancak pozitif hipnotik telkin dediğimiz önce hipnoza alıştırılmış, öğretilmiş yatkın bireylerin oshipnotik telkinle bir hareketle bu kelimeye rakama şartlanması perspektifinde hipnoza alınan bireylerdir ve yatkın gurubun içersinden seçilirler her insanın bu şekilde olması mümkün değildir zaten . Bununla ilgili hipnoza yatkınlık testleri ve skalaları vardır. Bunu da geliştiren Amerika’daki santfort ve hayland üniversitesi pekiştirmiştir. Hem çocuklarda hem erişkinlerde bu testlere bakarak biz ne kadar yatkın ne kadar değildir uyguluyoruz.Mesela burada ben basit bir test uygulayacağım.Gözlerinizi kapatın, hayalinizde kırmızı bir gül hayal edin diyeyim buyurun yapın beş tane gül .Kırmızı gülü hayal eden parmaklarını kaldırsın. Bu arkadaşların hepsi hipnoza yatkın. Bilimsel bir bilginin ispat gayreti yoktur.Bilim bilimdir, isteyen araştırır, öğrenmek isteyen girer literatüre neyin nesidir benim Hacettepe de yirmi yıl önce kütüphaneye gidip de kafamı yorduğum gibi1940’lı 50’li kitaplar alıp orada bunu çıkart 1980’lerin Türkiye’sine geldiğimde hep böyle ispat gayreti yok.Ben doktorum gelirseniz muayene ederim, beğenmezseniz şifa hocaları var gidersiniz medyumlar var hacılar var hocalar var o sizin tercihinizdir bilim böyle bir şey.Ha üzülüyorum Türk vatandaşı olarak ya benim ülkem niçin her konuda 100 yıl 200 yıl geride bu açıdan üzülüyorum. Bu üzüntümü de dile getirebilmek için burada benim gibi çok mutazarrır olan bir dostum var Ali Eşref Müezzinoğlu bey benden çok çok önce bu davaya gönül vermiş bir ağabeyimiz arkadaşımız diş hekimi kendisi. Rahmetli Hikmet Öztürk hocamızın yani Türkiye’de bu konuyu gündeme getiren, taşıyan cerrah hocamızın bizleri de ameliyat yapan hocamızın talebesi kendisi ve tıbbi hipnoz derneğinin başkanı çok sıkıntılar var , problemler var, saldırılar var . Bu şekilde bir bilim adamı. Oturup ben hipnozla ilgileniyorum nasıl diyeyim ben gayet iyi biliyorum ki talebelik dönemimde çok yoğun çalışmalar yaptım600 sayfalık bir kitabı tıp Fakültesinde öğrenciyken yazdım ve yayınladım. Bir çok hocam bu konuyu benden öğrenmek istediler birebir görüşmelerimizde ama toplu görüşmelerde ya olur mu böyle şey falan konuşmalar yaptılar. Yani bunları yıllarca yaşadık biz dileriz ki gerçekten bilimsel bir tartışma ortamı her yerde olsun. Son 60 yıldır iftiharla söyleyebilirim ki psikiyatri camiasında hipnoz bir yer edindi Kongrelerde çeşitli paneller düzenleniyor, konferanslar düzenleniyor ve doktor arkadaşlarımızın konuya ilgisi oldukça yoğunlaştı.

-Korkular üzerine bir soru:uçak korkusunda başarı oranı nedir, faydalı oluyor mu?

Uçak korkusuyla geldiğinizde ben ilk başta bir sanaks yazarım bunu bir kullan derim.bundan fayda görüyorsa bir müddet devam et, dozunu yavaş yavaş azalt ve bu tedavi yöntemiyle bir çok hastamın bu korkusunu atıyor. Doktor bey ilaç kullanmak gittikçe doz yükseliyor , ilacı keser kesmezde korkum arttı. Ona davranışçı ve kognitiföneriyoruz. Bu kozmotif ve davranış terapi içersinde arzu ederseniz ben hipnoz gibi bir olay biliyorum bunu da ekleyebiliriz diyorum.Sizin tedavinizi daha güçlendirmek ve süratlendirmek açısından okeylersek bu davranışçı ve kozmotif terapiyi yürütüyorum hipnotik transla uçak korkusunu kaldırmaya yönelik bir çalışma yapıyorum. burada ince bir nokta bu olay üzerine tüm hastalıklar nasıl tedavi edildiğiyle ilgili bilgi vereyim. Davranışçı kozmütif terapide esas olan telkinle birlikte kişinin iradesiyle yüzleşmesidir olay. Burada en önemli noktada imgelemedir. Hayalinde, biraz önceki gül hayali yaptığınız gibi uçağın içersinde olduğunu hayal etmek orada olduğunu yaşamak ve korkuyu hissetmesine rağmen orada kalabildiğini tekrarlar.kişinin önce uçağa yaklaşmak uçağın içine girmek böyle desensizasyon dediğimiz hiyerarşik bir şekilde terapi süreci işletiyoruz. Hipnotik trans direk olarak olayı birebir yaşamak gibi yaşatıyor, hipnozda en büyük avantaj bu.Aynı rüya aleminde nasıl canlı yaşarsınız siz sorununuzla birebir karşı karşıya kalıyorsunuz. Bunun bir örneğini vereyim:bir arkadaşımızın sosyal fobisi var. Bu çocuk Ortadoğu teknik Üniversitesini başarıyla bitirdi yurt dışında mastıra gidecek mastır için elçilikte burslu olarak gidecek bir sınav var mülakat var. Fakat mülakattan çok korkuyor konuşamıyor terliyor titriyor biz bu arkadaşımıza sadece davranışçı ve kozmütif terapi yöntemlerini hipnotik trans altında yaptık. Jüriyle karşılaştığını mükerrer defa o jüriyi oluşturduk trans altında kimi prenzentasyonunu yaptı swisini yaptı yaptığı çalışmaları aktardı sorulara cevap verdi ve çıktı. Tabi hipnotik trans korku panik hepsi var. Bütün duyguları aynen yaşıyor . O duyguları hipnotik trans altında kontrol altına almayı öğrenecek. Beyinde şablon hazırlanıyor. Bu delikanlı gitti şu anda Japonya’da Anlatabildim mi?Yani orada imgelemeyi canlı olarak yapmayı sağlayan bize bir de telkin alabilme kabiliyeti yüksek ben size iyi olun güzel olun şifalı olun filan derken bu çok sansüre uğrayarak geçer iç dünyamıza bunu trans altında verdiğimiz zaman gerçek ve mutlak bilgiymiş gibi algılanır daha inandırıcı bir etki yaratır

-İnsanın bilinç altı çok derin bir yer şahsen benim de hipnozdan korkma sebebim var korku var Ben de dediniz ya demin insan kendisiyle çelişebilir, çatışabilir hiç çok zor bir vakayla karşılaşmadınız mı? Mesela diyelim ki bir insan çok basit ve naif bir şeyden geldi ama hipnoza soktuğunuz zaman bir baktınız ki çok derin ve çok aşağıda bir şeyler var o zaman emniyet sibopları ne ?

Şimdi biz hastamızı muayene ediyoruz Öncelikle bu muayene öyle sıradan bir dahiliye muayenesi değil. Bizim muayenemiz 5 6saat 8 saat süren hayat hikayesini ta dedelerden

Ninelerden başlayarak alıyoruz . Ana babanın hayat hikayesini alıyoruz. Kardeşleri amca dayı halalarını alıyoruz yetiştiği ortam görüyoruz. Orada bireyin doğumundan başlayarak bu güne kadar ki hayat hikayesini görüyoruz bu hayat hikayesini aldığınız zaman bize klinik bir bilgi oluyor. Arkada ne tür tioların olduğunu arka yapının ne kadar karmaşık ve karmaşık olmadığıyla ilgili bilgi alıyoruz. Eğer karmaşıklıkla ilgili varsa onu hissediyorsak biz kesinlikle derin transa almıyoruz. Hafif ve orta transa alıyoruz orada Biraz önce anlattığımız gibi oto trans egonun kabul edebileceğimiz gibi bilgiler yukarıya sarıyor zorlamıyoruz yolları. Bir ağlama krizi bir kötü hissetme dönemi toparlanıyor Ego onu hazmedecek hale geldikçe Bir hafta sonra yeni bir seans 15 gün sonra yeni bir seans Böyle kademeli bir şekilde iç dünyaya yolculuk böyle bir hastam var benim mesela 15 gündür üzerinde çalıştığım geçen yıl geldi bu hasta bana geçen yıl o kadar dağınık bir haldeydi bunun transa alınması veya terapiye alınması mümkün değildi psikoterapiğe alınması mümkün değildi ben ilaç tedavisi verdim miks kişilik bozukluğu olan bir hastaydı ve paranoid birtakım kişilik bozuklukları vardı. Bir yıl ilaçla toparlandıktan sonra psikoterapi alır hale geldi ve 15 gündür her gün görüşüyorum bu hastamla bu görüşmelerde böyle hafif reterjik bir halde iç dünyasıyla ve kimliğiyle yüzleştiriyorum .ufak ufak yüzleştirmelerde büyük sıkıntılar çıkıyor. Ama o kadar çok şey söyleyeceğim ki ben ona belki önümüzdeki bir yılda söyleyeceğimi altı ayda söyleyeceğim. İki yılda söyleyeceğim, ama bunları söyleyemem ben onlarla yüzleştirmem yüzleştireceğim oranda ben onları aydınlatırım onun gücünü gördükten hissettikten sonra bilgileri ona veririm yani doktorun becerisi sanatsal yeteneği hastayı algılaması yani bunun standardı yok

Ben sigara bırakma konusunda soracağım.

Sigara konusunda hipnoz gayet başarılı uygulanıyor fakat ben yapmıyorum ben sadece psikiyatrik hastalıkların belirli bir grubun anksiyete bozukluklarında spesiyal olarak çalışıyorum sigara ve diğer alkol uyuşturucu gibi bağımlı maddelerin telkini ve hipnotik trans ve telkine yatkın olan bireylerde çok işe yarıyor Direk olarak semptom baskılama ve semptom değiştirme mesela benim geçmişte çok uyguladığım alkol terapisi verdiğim arkadaşlarla her kadehi aldığında kusman gerekiyor otomatik koşullu şartlandırma ben hipnotik transta şartlandırmayı yaptığımda içmek istiyor bir fareden çok çekiniyor iğreniyordu kadehin içersinde fare görüntüsü oluşturdum ona her kadeh almada fare ölüsü görüyordu. Bir anda canlanıyordu ve tiksinti gelip içemiyordu . Koşullu şartlandırma gibi en son yurt dışına gittiğim bir kongrede Kanadalı bir profesör bir seansta sigara bıraktırdığını ifade ediyordu, çalışmalarını gösterdi. Gayet güzel çalışmalar, çok saygı duyduğum bir bilim adamıydı. Yurt dışında çok yaygın ama bizim ülkemizde dediğim gibi hocamızın dediği gibi hipnoz nedir ne değildir tartışması yapıyoruz böyle bir yapı Arkadaşlarla böyle bir iletişim kurulursa faydalanılacağı kanaatindeyim

Homoseksüellik insanın yapısından gelen patolojik bir durum mudur yoksa bir kişisel bozukluk mudur bunun tedavisi mümkün müdür? Hangi yaşa kadar yaş limiti nedir?

Bu konuda tıp tek bir görüşe sahip değildir. Dinamik ekolde psikiyatrisiler Freud’u takip ederler bunun bir sapma olduğunu kabul ederler.Kişilik görüntüsünün 4-5 yaşlarından başlayarak cinsel kimliğimizin oluşma döneminde hatalı bir yola girdiği bunun tedavi edilebileceğine inanırlar. Diğer bir grupta genetik biyokimyasal bir yapıdır dolayısıyla buna asla etki edemezsiniz bu bir tercihtir bir yaşam stilidir saygı duymalısınız der böyle bir süreç devam ediyor şu anda ABD’nin başını çektiği süreçte eş cinsellik üçüncü bir cins olarak kabul edilmiştir. Kutupların da hastalık olmaktan çıkarılmıştır. Tedaviye de gerek yoktur Ancak onların bireysel sorunları varsa toplumla ilgili sorunları varsa bu perspektifte yardımcı olun diye bir perspektif getirilmiş . Ama biz Rus sisteminde ve uzak doğuda bu bir hastalık olarak mütaala edilmektedir. Tıbbın net bir görüşü yoktur. Beni böyle sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.


psikoterapi.com adresinden alınmıştır.



0 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page